Merck&Co.’nun sahibi kim?-Dünyanın en büyük 4. ilaç şirketi

Erzincan Üniversitesi’nin kurucusu kim?-Anadolu’da Bir Dünya Üniversitesi

Batman Kara Şövalye’yi kim çekti?-I’m Batman…

Efendi ile Uşağı kitabını kim yazdı?-Ölüm karşısında herkes eşittir…

Türlerin Kökeni’nin yazarı kimdir?-Madem insan maymundan geliyor….

Kitaplar (Kim yazdı?), SANAT 25 Aralık 2015

İsmi en çok bilinp de içeriği en az bilinen kitaplardan biri olarak kara talihe sahiptir Türlerin Kökeni. İçeriği bilinse de sürekli çarpıtılmış ve insanların hassas noktaların dokunacak şekilde yansıtılmıştır.

Türlerin Kökeni’ni kim yazdı?

En azından biyoloji derslerinden bile aşina olacağımız üzere insanlık tarihinin en önemli ve devrim niteliğindeki eseri olan Türlerin Kökeni; İngiliz biyolog ve doğa tarihçisi Charles Darwin tarafından kaleme alınmıştır.

Kitabın ilk baskısındaki ismi “Doğal Seçilim Yoluyla Türlerin Kökeni ya da Hayat Kavgasında Avantajlı Irkların Konumu Üzerine” olmasına rağmen; sonraki yıllarda daha kolay akılda kalması için bugünkü ismi almıştır.

Charles Darwin kimdir?

1809 yılında İngiltere’nin Shropshire bölgesinde dünyaya gözlerini açan Darwin; doktor bir baba ile çömlek imalatçısı bir aileden gelen annenin çocuğu olarak; küçük yaşlardan beri bilimsel ve araştırmacı bir kültürde büyümüştür. Bu yetişme tarzı; ileriki zamanlarda başaracağı işlerin şekillenmesinde de şüphesin etkili olmuştur.

1825 yılında baba mesleği olarak Edinburgh Üniversitesi’nde tıp eğitimine başlasa da Darwin; zamanla gerçekten istediği mesleğin bu olmadığını fark etmiş ve doğa tarihiyle ilgilenmeye başlamıştır. Bu amaç doğrultusunda çevresinde bulunan tüm topluluklarda, araştırmalarda ve projelerde yer alan Darwin’in okumayacağını anlayan babası onu Edinburgh Üniversitesi’nden alıp Cambridge Üniversitesi’nde teoloji okuluna yazdırmıştır. Aslında bu iki bölümün birleşimi; Darwin’e izlemesi gereken yolu göstermiştir: Tıbbin mutlak bilimselliği ile teolojinin felsefi, dini yaklaşımının birleşimi; onu doğa tarihinin yanı sıra hayatın ve canlılığın kökenini de aramaya itmiştir.

Charles Darwin (1809-1882)

Charles Darwin (1809-1882)

Beagle seyahati ile doğal seçilimi keşfediyor

1831 yılında Charles Darwin’i; Türlerin Kökeni’ni yazmaya götüren macera başlamış oldu. İngiltere’den yola çıkıp; Güney Amerika’nın altından geçerek dünyayı dolaşacak olan HMS Beagle gemisinin kaptanı Robert Fitzray; iyi bir doğa bilimci olması sebebiyle Darwin’i gemisine almış ve ona yol boyunca araştırmalar yapma fırsatı vermiştir.

Bu seyahati sırasında Darwin; okyanusta farklı adalarda yaşayan kuşların temel anatomilerinin hemen hemen aynı olmasına rağmen, ihtiyaçlarına göre ayak, kanat ve gaga yapılarının değiştiğini gözlemlemiş ve canlıların hayatta kalmak için en uygun fiziksel yapıları geliştirdiklerini anlamıştır.

Geri kalan kısmı özetlemek gerekirse Darwin; bu olgunun diğer canlı türleri için de geçerli olabileceğini düşünerek sayısız araştırma yapmış ve bunları derlediği “Türlerin Kökeni” kitabını 1859’da yayınlamıştır.

Türlerin Kökeni hakkındaki hurafeler

En önemlisini biliyorsunuz zaten: Darwin; insanın maymundan geldiğini falan iddia etmemiştir. İnsanla bugünkü maymun türlerinin ortak atası olan bazı vervet maymun (primat) türleri olduğunu savunmuş ve sonradan dallanmalar gerçekleştiğini belirtmiştir. Bu konularla hiç ilgilenmeyen biri olsanız bile bir maymun türünü gördüğünüz zaman içinizden “Şuna bak insan gibi ya..” diye düşünürsünüz değil mi?

Bir diğer hurafe olarak Darwin; hayatı boyunca inanma ya da inanmama yönünde dini bir görüş beyan etmemiştir. O sadece elindeki somut verilere güvenerek araştırma sonuçları ne söylüyorsa onu yazmıştır. Ama araştırma sonucu onu üstün bir zekanın kusursuz tasarımı yerine doğanın deneme-yanılma yöntemiyle tecrübeye dayalı tasarımına götürmüştür. Bu ikiliğin sonucunda Darwin; özel hayatında da birçok sorun yaşamış; ömrünün ikinci yarısını tam bir kimlik karmaşası içerisinde, bunları aklında çıkarmak için kendine zarar verircesine çalışarak geçirmiştir. Yaptığı buluşlar onu istemediği yerlere götürmüş ve yer yer pişman olmasına bile sebep olmuştur. Bu konuyu merak edenlerin “Creation” filmini izlemesini tavsiye ederim.

Üçüncü ve son hurafe aslında bir kelime yanlışlığıdır. “Güçlü olan hayatta kalır. Zayıflar elenir.” diye bir görüş yoktur. Bunun doğrusu “Çevreye en iyi uyum sağlayanlar hayatta kalır.” şeklindedir. Basit bir örnek vermek gerekirse bir erkek tavus kuşu; kuyruğu çok uzun ve süslü olursa dişilerin rahatça ilgisini çeker. Fakat bunu abartırsa diğer tavus kuşlarına göre daha yavaş kalır ve kolay av olur. Nesiller boyunca deneme-yanılma ile bu denge oturur.

Günümüzde evrim teorisi ve doğal seçilim

Darwin’in 1882 yılında ölümünden beri; onun temellerini attığı konular birçok yeni nesil araştırmacı be bilim adamı tarafından geliştirilse de; evrim teorisinin bu ayağı hep biyolojik olarak kalmıştır.

İnsan evrimi ise insanın kendini vahşi doğadan soyutlaması, para kavramını icat etmesiyle beraber bambaşka bir boyut kazanmıştır. Günümüzde sarışınlardan, esmerlerden, uzun veya kısa boylulardan, vs. fiziksel etkenlerden özellikle hoşlanmak dışında insan evriminde biyolojik faktörler neredeyse geçerliliğini yitirmiştir. Örneğin; çalıların arasından avı daha kolay görebilmek için boyumuzun uzun olmasına; avı daha kolay yakalayabilmemiz için daha hızlı koşmamıza gerek yoktur. “Çevreye en iyi uyum sağlama” etkeni en başta para kazanmak olsa da etnik köken, sosyo-kültürel konum, ilgi alanları, hobiler, kültürel aktiviteler gibi başka faktörlerin de devreye girdiği karmakarışık bir hal almıştır. Bütün bunlar uyum sağlayamayanların yok olmak yerine sadece “en iyisi olamamak” ile karşı karşıya kalmaları sebebiyle insan nüfusunun durmadan artmasını sağlamış; bu da insanların birbirlerine üstünlük sağlamak için daha zengin, daha nüfuzlu, daha lüks gibi hedefleri yaratmasına yol açmıştır. Dolayısıyla; insan evriminin günümüzde sosyoloji, antropoloji, vs. toplum bilimleriyle ve hatta iktisat-ekonomi bilimlerinin yardımı olmadan incelenebilmesi imkansızdır. Yeni bir stil geliştirilmesi gerektiği aşikardır.

Teorik yönümüzü geliştirerek veya pratik yönlerimizle araştırmacılara kolaylık sağlayıp katkıda bulunarak bunun temellerini atan biz olamaz mıyız? Bu konudaki fikirleriniz ve yorumlarınız nelerdir?

 

Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.