Merck&Co.’nun sahibi kim?-Dünyanın en büyük 4. ilaç şirketi

Erzincan Üniversitesi’nin kurucusu kim?-Anadolu’da Bir Dünya Üniversitesi

Batman Kara Şövalye’yi kim çekti?-I’m Batman…

Efendi ile Uşağı kitabını kim yazdı?-Ölüm karşısında herkes eşittir…

Martin Eden’in yazarı kimdir?

Kitaplar (Kim yazdı?), SANAT 15 Aralık 2015

Bir roman düşünün ki size bir insanın hissedebileceği tüm duyguları, yaşadığı tüm kimlik ve sınıf değişikliklerini, tüm dünyayı sarmakta olan kapitalist sistemin insanın duygu ve düşüncelerinde yarattığı bozukluğu bir çırpıda anlatabilsin. Aynı zamanda bütün bunları okuduktan sonra iki gün kendinize gelemeyeceğiniz bir olay örgüsü ve bitirişle yapsın. (spoiler yok tamam)

Sitedeki rumuzumun da ilham kaynağı olan; aslında direkt kopyası olan Martin Eden ile ben de ilk kez yıllaaar yılar önce bir arkadaşımın “Hacııı sana Martin Eden diye bir kitap vereceğim, o adam sensin.” diye zekice bir pazarlama taktiğini kullanarak okutmasıyla tanışmıştım. Sitemizin yeni açılmış olan yazarlar kategorisinde siftahı da bu kitapla yapmak istedim.

Martin Eden’i kim yazdı?

1909 yılında ilk baskısı piyasaya sürülen Martin Eden; Amerikalı yazar Jack London tarafından yazılmıştır. Diğer birçok romandan farklı olarak Martin eden aslında yaşanmış bir hayat hikayesinden esinlenilerek yazılmıştır. Esinlenilen hayat da Jack London’ınkinden başkası değildir.

Aslında Martin Eden; Jack London’ın kariyerinde yükseliş yakaladığı roman değildir. Tam tersi; bu beklenmedik şöhretin yazar üzerinde yarattığı karamsar ve depresif havanın bir ürünüdür. Çünkü London; öncesinde dünya çapında ünlü olmaya ve herkesin ismini duymasına alışık değildir. Yani bu şöhretin ve zenginliğin üzerinde yarattığı hareket kısıtlamasını ve davranışlarını kalıba oturtma zorunluluğunu kaldıramamıştır. Yoksa daha önce yazdığı Vahşetin Çağrısı, Beyaz Diş ve Deniz Kurdu romanlarıyla London çoktan uluslararası üne kavuşmuş; yazarlık yaparak refaha ulaşan nadir insanlardan biri olmayı başarmıştır.

Martin Eden’in konusu

Yukarıda bahsettiğimiz gibi Martin Eden; esasında Jack London’ın çocukluk, ergenlik ve gençlik yıllarının sembolleştirilmiş halidir. Tahmin edeceğiniz üzere baş karakter olan Martin; Jack London’ı temsil ederken, kitapta geçen her olayın, her karakterin ve her düşüncenin de London’ın geçmişinde bir karşılığı vardır.

Olay örgüsünün başlaması da yine London’ın fakirlik ve zorluk içinde geçen dönemine denk gelir. Son derece zor ve sert hayat koşullarında yetişen Martin; geçimini gemilerde çalışarak sağlamaktadır. Bu işten kazandığı para ile hem kendini geçindirmek hem de evine katkıda bulunmak durumunda olan Martin; gelişen olaylar sonucunda Ruth isminde bir kızla tanışır ve ona aşık olur. Fakat Ruth; Martin ile gerçekten apayrı dünyaların insanıdır. Onun tam tersine Ruth; aristokrat ve zengin bir aileye mensup, bilgili ve kültürlü bir kızdır. Martin kıza aşık olur. Ruth da Martinin tüm bilgisizliğine, yontulmamışlığına ve öküzlüğüne rağmen anlaşılmaz bir şekilde ona bir çekim duymaktadır. Ama sonuçta aralarında frekans farklılığı bulunduğu için beraber geçirebilecekleri vakit de sınırlı olmaktadır.

Bunun üzerine Martin; işinden artan zamanlarda, hatta uykusundan kısmak suretiyle okumaya, araştırmaya, dil öğrenmeye ve kendini geliştirmeye başlar. Romanın önemli bir kısmında günde 5 saat uyuyordu. Zamanla hem Ruth’la konuşabilecekleri konular ortaya çıkarken, hem de Martin’in ilgi alanları çeşitlenmiştir. Yeni bir meslek olarak Martin; kitaplara, dergilere yazarlık yaparak geçinme hatta zengin olma hayalleri kurar. Bunun için ilgili yerlere kısa öyküler gönderir fakat işler umduğu gibi gitmez. Bu yetmezmiş gibi Ruth’la aralarındaki farkın kapanması ve Ruth’un da onu sevmesi gerçekleşmemiş; Martin’in kendini sıfırdan geliştirmesi o açıdan bir işe yaramamıştır.

Jack London (1876-1916)

Jack London (1876-1916)

Zaman içinde Martin’in düşünceleri değişmeye başlar. Tertemiz hayallerle okuyan, araştıran, kendine sürekli bir şeyler katan Martin; bir yandan çalışıp bir yandan bunları yapmasına rağmen Ruth’la aralarının düzelmemesi, üzerine de maddi durumlarının bir türlü düzelmemesi üzerine çökmeye başlar. Düzenli ve istikrarlı bir şekilde kültürlenip entellektüel birikim kazanması yerine bunu birdenbire aşırı bilgilenme, kültürlenme ve aşırı sorgulama şeklinde yapınca tam bir psikolojik travma yaşar; hayata karşı genel yorgunluk ve geçim sıkıntısının da eklenmesiyle beraber sisteme, insanlara ve hatta önceden hissettiği saf duygulara bile yabancılaşır. Olaylar da bu ana hatlar üzerine şekillenir.

Tüm bu olaylarda adı geçen Ruth; Jack London’ın ilk aşkı olan Mabel Applegarth’tan başkası değildir.

Martin Eden ve Jack London hakkında

Nelere sebep olduğu fark etmeksizin; Martin Eden’in öğrenme ve araştırma konularına o biraz gerçekçi, biraz pragmatik yaklaşımı; girişimcilerden yazarlara, sporcudan öğretmene kadar; her şeye sıfırdan başlamak zorunda olanların mutlaka benimsemesi gereken yaklaşımdır. Öbür türlü ne kadar çalışkan olursanız olsun; gereken her şeyi yapabilmek için yeterli vakti bulamazsınız. “Bilgi size lazım olduğu sürece gereklidir. Kültürlenmek ve entellektüel taban oluşturmak adına hayatınız boyunca işinize yaramayacak bilgileri öğrenmek, hammallıktır.” (Martin’in; sırf eğlence ve entellektüellik amacıyla Ruth’un Latince öğrenmeye karar vermesini eleştirmesi gibi:))

Jack London bu eseri yazdığı sıralarda yaklaşık 33 yaşındadır. Yakaladığı şöhret sonrasında girdiği bunalıma bir çare olması için çıktığı gemi yolculuğunda; bozulmuş ruh sağlığı ve bağırsak hastalıkları eşliğinde anılarını temsil edecek bir eser yazmaya karar vermiştir ve sonunda Martin Eden ortaya çıkmıştır. Ne yazık ki birkaç yıl sonrasında yazdığı kitaptaki senaryoya kendisi de uymuştur… Belki de o yolculukta o eseri yazarken bilinçaltı ilerleyen zamanda yapması muhtemel şeyleri farkında olmadan yazdırmıştı, kim bilir… Ama sonuç olarak; işçi sınıfından zengin sınıfa, işçilikten öğrenciliğe, çalışkanlıktan serseriliğe, sosyalistlikten ferdiyetçiliğe kadar her şeyi tecrübe etmiş ve asla dışarıdan gördüğü kadarıyla yarım yamalak fikir beyan etmemiş bir yazardır Jack London… Böyle çok sorgulayan bir insansanız; bu kaşif ruhunun yaratacağı yan etkileri göze almak da birinci şarttır; en kötü sonuçlara sebep olsa bile

Bu değişim isteğinin, sorgulamanın, inandığı şeyi savunmakta ısrar etmenin Martin Eden’e tabii ki zararları da olmuştur. Sonuçta hiçbir şey karşılıksız değildir. Fakat her şeye rağmen okuduktan sonra diyebilecek tek bir cümleniz kalıyor: Fikri ne olursa olsun bir gün herkesin karşılığında ödül, makam, cennet, kariyer beklemeksizin; amaçsızca, hunharca ve iç güdüsel bir şekilde fikirlerine, inançlarına göre hareket edebilecek gücü kendinde bulabilmesi dileğiyle

Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.