Merck&Co.’nun sahibi kim?-Dünyanın en büyük 4. ilaç şirketi

Erzincan Üniversitesi’nin kurucusu kim?-Anadolu’da Bir Dünya Üniversitesi

Batman Kara Şövalye’yi kim çekti?-I’m Batman…

Efendi ile Uşağı kitabını kim yazdı?-Ölüm karşısında herkes eşittir…

Kazanan yalnızdır kitabını kim yazdı?

Kitaplar (Kim yazdı?), SANAT 23 Aralık 2015

Başarı, başarı, başarı… Bir de üzerine şan, şöhret, saygı gibi istekler eklendiyse iyice tadından yenmez… Dünyadan elini eteğini çekmiş bir derviş veya hippi tarzıyla konuşmuyorum telaşlanmayın. Sadece bu kavramların hunharca üzerine atılmadan önce iki kereden daha fazla düşünmek gerektiğini, arada bir denge sağlamak gerektiğini söylüyorum. Aynısı Kazanan Yalnızdır’da da söylenmiş.

“Kazanan Yalnızdır”ın yazarı kimdir?

Simyacı kitabıyla hatırlamanız daha muhtemel olan Paulo Coelho tarafından kaleme alınan Kazanan Yalnızdır; basıldığı zamandan bu yana hızla doruklara çıkan sürekli başarmak, kariyerinizde zirve yapmak, herkesçe saygı görmek, dünyaca tanınmak gibi güdüleri çok isabetli bir şekilde sorgulayan güzel bir kitaptır.

Her ne pahasına olursa olsun başarılı ve zengin olmak, sürekli herkesten en önde olmak gibi arzular içerisinde büyütüldüğümüz çağımızda çoğu şeyin aslında nasıl da dehşet verici bir kandırmaca olduğunu düşünüyor ve bir yazar görüşü de edinmek istiyorsanız mutlaka bu kitabı okuyun. Kariyer bağımlılarına tavsiye etmiyorum; çünkü onlar zaten sizin bu kitabı okuduğunuz sıralarda telaşlı ve huzursuz birer işkolik olarak çalışıyor olacaklar.:D

“Peki ne yapalım? Başarılı ve zengin olmayıp da sünepe, işe yaramaz bir hayat mı sürelim?” diye mi soruyorsunuz. Bu; en yaygın yanlış anlaşılmadır. Para, zenginlik ve başarı kavramlarını sorguladığımız ve temkinli yaklaştığımız zaman aklınıza gelen ilk şey buysa; yaşam üzerine düşünmeye ciddi anlamda ihtiyacınız var demektir. Ha; başarmak istediğiniz, hayallerinizi süsleyen şey her ne ise onu gerçekleştirmek için paraya ihtiyaç olduğunun emin olun herkes farkında. Paranın geçerli olmadığı bir dünya yaratmak istiyorsanız bile ilk evrelerde yüklü bir paraya ihtiyacınız olacaktır, ona da itiraz yok. Dolayısıyla zengin olmak zorunlu olarak herkesin hayalidir.:)

Aslında şöyle sormak lazım: Günümüz şartlarında bekar bir insanın 5.000 ve üzeri bir kazançla hiç sorun yaşamadan geçinebileceği muhakkak. Geçinemiyorum diyen varsa hakikaten ağır küfür ederim, hiç acımam. Daha yukarısı hoş olur tabii, ama bu tutarda da en azından faturalar, ev kirası gibi sorunları çok yaşamazsınız. Peki size bu şartlardayken aylık kazancınızı 10 yıl içinde 15-20.000 TL’ye çıkartabileceğiniz ama yıllar boyunca her gününüzü sizden çalacak ve işkolikleşmenize sebep olacak bir teklif sunulsa; unvanın ve statünün büyüsüne mi kapılırsınız, yoksa hayalleriniz ve canınızın istediği şeyler hala ilk günkü canlılığında kalır mı? Bilemem; belki de ben çok kısa vadeli ve spontane düşünüyorumdur. Ama 10 yıl boyunca çalışıp kendime bakamamaktan göbeğim çıkmış, gözlerim pörtlemiş ve enerjim azalmış durumdayken elde edeceğim daha büyük bir evin ve bana değil de ismimin başında yazacak unvana ve üzerimdeki üniformaya tebessüm edecek insanların pek de mantıklı bir ödül olduğunu sanmıyorum. Yatırımcı mantığıyla düşünün; 10 yılda alacağınız karşılık bu mu? Ciddi misiniz? Nedense bunları yapmayı kendi kendime başarı olarak kabul ettiremedim. Galiba çok yanlış bir çağdayım.:D Bu düşüncelerin sonucunda; elime havadan yüklü bir para geçse; küçük bir miktarını yatırım için ayırıp geri kalanını hiç umursamadan seyahate ve yolculuğa harcayabilecek veya dağ evine çekilebilecek bir ruh halindeyim.:)

paulo coelho

paulo coelho

Kaybeden Yalnızdır kitabının konusu

Konusu gereği kitap; başarı bağımlısı Süpersınıf mensubu bir grup insanın bir araya geldiği festivalde geçmektedir. Rus bir telekom şirketinin sahibi, milyoner, eski komünist ajanı ve öldürme sanatında son derece başarılı olan Igor; memleketinden kurtulup şeyhinin ve etrafındaki para babalarının dizginlemesini Bedevi kültürünü dünyaya tanıtan başarılı bir modacı olarak sağlayabilen Hamid; ilerlemekte olan yaşı sebebiyle kariyerinin bitmesinden telaş eden ve bir an önce yıldızını parlatacak bir rol bulma peşinde olan Gabriela; Sherlock Holmes’a meydan okurcasına hayatının en önemli vakasını çözme peşindeki dedektif Savoy ve daha nice karakterin bir araya geldiği romanda; bütün bu kişilerin kendi ülkelerinde başlayan hayat hikayeyi girmezleriyle beraber birbiriyle kesişmeleri, ilişkileri, şan, şöhret ve saygı uğruna yaı denebilecek yaşlara kadar erteleyip durdukları hayalleri ve bunları hiç gerçekleştirememeleri anlatılmaktadır. İşte size kitaptan birkaç alıntı:

Çevremizdeki Süpersınıf’a bir bak. Bir hayır derneği müzayedesinde işe yaramaz bir nesneye servet ödemeye ya da Ruanda’daki evsiz barksızlara yardım etmek, Çin’deki pandaları kurtarmak üzere para toplamak amacıyla düzenlenen bir akşam yemeğine katılmaya hazır oldukları için kendilerinin çok önemli olduğunu sanıyorlar. Topluma karşı ne kadar duyarlı olduklarını düşünüyorlar. Pandalarla evsiz barksızların bir farkı yok onların gözünde. Yararlı bir şey yaptıkları için kendilerini çok özel sanıyorlar, sıradan insanlardan çok üstün görüyorlar kendilerini. Hiç savaşa gittiler mi acaba? Ne gezer. Savaşlara yol açan onlardır, ama savaştıkları hiç görülmemiştir. Savaş iyi giderse kaymağını onlar yerler. İyi gitmezse, suçlanan başkları olur. Onlar kendilerine aşıktır.” (Igor)

 

Hamid; gazeteler ya da dergilerde ne zaman politikacıların küresel ısınma ya da çevre sorunlarını seçim kampanyalarına malzeme yaptıkları yazılarını okusa, şöyle düşünüyor:

-Nasıl bu kadar kibirli olabiliriz? Gezegenimiz her zaman bizden güçlüydü, her zaman da bizden güçlü olacak. Biz onu yok edemeyiz; sınırı aşarsak, gezegen bizi yüzeyinden silip atar ve varlığını sürdürür. Neden hiç gezegenin bizi yok etmesine izin vermemekte söz etmiyorlar ki? 

Çünkü gezegeni kurtarmak sözü insana bir güçlülük, eylem ve soyluluk duygusu veriyor. Gezegenin bizi yok etmesine izin vermemek ise, çaresizlik ve güçsüzlük duygularını körükleyebilir, güç ve yeteneklerimizin ne kadar sınırlı olduğunu fark etmemize yol açabilir.

 

Doktorlar, tahlil sonuçlarının düşündükleri gerçek hastalıktan tamamen farklı olduğunu gördükçe, bilime mi, yoksa kendilerine mi güveneceklerine bir türlü karar veremezler. Giderek deneyim kazandıkça iç güdülerine ağırlık vermeyi öğrenirler ve hastalarının gittikçe iyileştiğini görürler.

Başarılı iş adamları, grafikler ve diyagramlar üstünde uzun uzun çalıştıktan sonra piyasanın eğiliminin tam tersi yönde davranırlar ve daha da zenginleşirler. 

Sanatçılar, herkesin, “Bu iş olmaz. Böyle şeylerle kimse ilgilenmez.” dediği kitaplar yazıp filmler çekerler ve sonunda popüler kültürün ikonları olurlar.

Dini önderler, vaazlarında, kuramsal olarak dünyada en önemli şey olması gereken sevgi yerine, korku ve suçtan söz ederler ve toplantıları dolup taşar.

Var olan eğilime bir türlü karşı çıkamayan tek bir grup vardır: politikacılar. Herkesi memnun etmek isterler ve politik doğruluk kurallarına katı bir biçimde bağlı kalırlar. Sonunda istifa etmek, özür dilemek ya da kendilerine ters düşmek zorunda kalırlar.”

 

 

 

Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.