Erzincan Üniversitesi’nin kurucusu kim?-Anadolu’da Bir Dünya Üniversitesi

Batman Kara Şövalye’yi kim çekti?-I’m Batman…

Efendi ile Uşağı kitabını kim yazdı?-Ölüm karşısında herkes eşittir…

Düzce Üniversitesi’ni kim kurdu?-Marmara Bölgesi’nin yeni eğitim yuvalarından

Haşhaşileri gerçekte kim kurdu?-Tarihte bilinen ilk terör örgütü

Bilmeyeniniz yok değil mi? Özellikle şu son 10-15 yılda Haşhaşiler, Hasan Sabbah gibi isimler herkes aşina oldu. Eskiden de “Olm bak İngilizce’de Assasin var ya, Haşhaşin kelimesinden geliyormuş” diye başlayan cümle, bütün Selçuklu tarihinden, Haçlı Seferlerinden ve Tapınak Şövalyelerinden çıkardı. En sonunda Assasins Creed oyunu da adeta yere düşen adama son tekmeyi vurmuş, Haşhaşiler’in karanlık ve bilinmeyen yüzü görülmeyecek şekilde olayı yozlaştırarak popüler kültürün bir ikonu haline getirmiştir. Bu bilgi kirliliğine ve veri karmaşasına inat; insanda yarı dehşet, yarı hayranlık uyandıran Haşhaşiler ile önderleri Hasan Sabbah’ın kim olduklarından, amaçlarından, çalışma tarzlarından gerçek tarihi bilgiler eşliğinde bahsedelim:

Haşhaşiler ve Hasan Sabbah

1000’li yıllarda; Türkler Anadolu’da yeni yeni tutunmaya başlamışken, Haçlılar Müslümanlara karşı egemenliklerini sağlama derdindeyken var olan Haşhaşiler yüzeysel olarak cenneti bizzat gördüğü yönünde kandırılan fedaileri (suikastçileri), bunların sırf Hasan Sabbah atlamalarını istediği için surlardan kendilerini atabilecek kadar cesur olmaları, o dönemin önemli devlet adamlarının korkulu rüyaları olmaları gibi yönleriyle tanınırlar. Peki bu adamların temeli nedir? Nasıl bir inanç ve düşünce sistemleri vardı? Örgütün lideri Hasan Sabbah bir yana; müritlerine bütün bunları yaptıracak kadar kendinden geçmişliği ve başka bir dünyaya olan özlemi veren şey nedir?

Tarikat olarak Haşhaşiler

Evet; inanç ve düşünce yönünden bakılacak olursak Haşhaşiler İslam’ın bir mezhebidir. Şii kolunun İsmailiyye mensup olan, Batıni olarak da adlandırılan insanların oluşturduğu bu topluluk; eylem şekillerinde ve tarzlarına bakılacak olursa da teknik olarak bir terör örgütüdür. Bugün aklımıza geldiği manada canlı bombalar, patlayıcılar o dönemde mümkün olmasa da Haşhaşiler, fedailerinin yaptıkları devlet büyüklerini öldürmeye yönelik intihar saldırılarıyla terör olarak adlandırılan tarzın temellerini atmışlardır. Ama en büyük farkları; diğer örgütlerin fedaileri intihar saldırısını düzenledikleri anda kendileri de ölürken, Haşhaşi fedailerinin hedef olan kişiyi hançerledikten sonra askerler tarafından öldürülmeyi beklemesidir. İslami esaslara göre birincisi intihar olduğu için günahken, ikincisi düşman tarafından öldürülmek dolayısıyla şehit olmaktır. Hasan Sabbah da bu durumu başarıyla manipüle ederek fedailerini kandırmak için kullanmıştır. Yine onun döneminde normalde yüzölçümü yönünden çok da önemli olmayan bir kaleye konuşlanan bu tarikat; Selçuklulardan Abbasilere, Haçlılardan Moğollara kadar bütün o heybetli devletlerin büyüklerinin korkulu rüyası olmayı başarmıştır.

Gelelim o haşhaş ve cennet kelimelerinin anlamına… Haşhaş; o dönemde Arapça’da kenevir ile aynı anlamda kullanılan bir kelimedir. Yani bir çeşit uyuşturucu… Efsane odur ki Hasan Sabbah; fedailerini kandırmak için bitkilerle, meyvelerle, hurilerle dolu yapay bir cennet yaratır. Fedailerine haşhaş vererek kendilerinden geçmelerini sağlar ve onları bu yapay cennete bırakır. Daha sonra fedainin tekrar uyuşması sağlanır ve kaleye geri getirilerek bir an için cennette bulunduğuna inandırılır. Bütün bunlardan sonra da feda için surlardan atlamak veya sonunda ölmek üzere Selçuklu vezirine suikast düzenlemek pek de zor olmamaktadır.

Hasan Sabbah kimdir?

Kesin olarak bilinmese de 1050’li yıllarda doğduğu tahmin edilen Hasan Sabbah; bugüne kadar görülmemiş bir siteme dayalı Haşhaşilik tarikatını kuran, Batıniliği benimsemiş bir dini liderdir.

Diğer devletler güçlerine, ordularının kalabalığına ve namlarına güvenirken onun sistematik, sessiz ve nokta atışı yapan usülü kısa sürede Haşhaşileri, korkusunu Avrupa’daki Haçlıların bile hissettiği bir örgüt haline getirmiştir. Aslında hantal ve büyük devletlerle bunun tam tersi topluluklar arasındaki mücadeleyi Japonya’da samuraylar ve ninjalar arasında da görmek mümkündür. Ama hepsinin ortak bir özelliği olarak bu topluluklar; sonunda ya kendi bağımsız yapılarını kurmayı başarırlar, ya da ellerindeki suikast güçleriyle kendilerine en çok ödemeyi yapan devletlerin kiralık katillerine dönüşürler.

Alamut Kalesi'ne ait olduğu iddia edilen yıkıntılar

Alamut Kalesi’ne ait olduğu iddia edilen yıkıntılar

Haşhaşiler için bu yol ayrımından birincisi geçerli olmuştur. 1090 yılında Alamut Kalesi’nin misyonerlik yapılarak zaptedilmesiyle faaliyetlerine başlayan tarikat; İran ve Suriye’de toplam 27 kaleyi bünyesine katarak kendi ağını kurmuştur. Ama Haşhaşiler hiçbir zaman siyasi haritalarda sınırları gösterilen bir devlet olmamıştır. Onların vatanı her zaman tepede, ulaşması ve kuşatması zor ıssız kaleler olmuştur. Zaten İslam’ın diğer mezheplerine göre son derece ezoterik ve sıradışı öğretilere sahip bir kolu olan Batıniliğin esasları gereği fetihlerle şanını yaymak da büyük ihtimalle pek umurlarında olmamıştır. Haşhaşiler, mezheplerinin kelime anlamı olan “gizlide kalmış, görünmeyen kısım” prensipleri gibi var oldukları zaman boyunca gizliliğe ve takiyyeye önem vermişlerdir.

Haşhaşilik ne zaman yıkıldı?

Zekası ve strateji becerisi bir dahiye eş değer olan Hasan Sabbah; kendi döneminde tarikatı çok ileri seviyelere taşısa da, 1124’teki ölümünden sonra gelen liderler eski ruhu pek devam ettirememişlerdir. 1270’lere gelirken Moğol İmparatoru Hülagü Han tarafından tüm kaleleri bir bir yıkılmaya başlamış; Alamut başta olmak üzere tüm sığınaklarını kaybeden Haşhaşiler 1273 yılında tamamen sahneden çekilmişlerdir.

 

Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.